5 Ocak 2019 Cumartesi

KUR FARKI, BORCA BATIKLIK VE SERMAYEYE İLİŞKİN YENİ DÜZENLEME

15/09/2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan "6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ" ile tüm anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri yakından ilgilendiren bir düzenleme getirildi.

Tebliğ ile düzenlenen konular arasında  borca batık olma kriterleri, sermaye kaybı ve finansal tablolar bulunuyor. Tebliğ'in 5. maddesine göre,  Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde genel kurul hemen toplantıya çağrılacaktır.
Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartılacaktır. Bu bilanço neticesinde aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğine karar verilmesi ve genel kurulun sermaye azaltımı, artırımı yahut tamamlanması yönünde tedbir almaması halinde yönetim organı şirketin iflası için mahkemeye başvuracaktır. Tebliğ'in bu maddesi ile TTK M. 376’nın 1. ve 2. fıkralarından daha geniş bir düzenleme yapıldığı görülmektedir.  Zira TTK M. 376’nın 2. fıkrasında sermayenin sadece 1/3'ü ile yetinme ya da tamamlanmasına karar verilmemesi halinde şirketin sona ereceği yönünde düzenleme bulunmaktadır. Halbuki Tebliğ'de sermaye azaltımı imkânı da sunulmuş olduğu görülmektedir.
Tebliğde ayrıca son dönemde tüm şirketleri yakından ilgilendiren kur dalgalanmalarına ilişkin bir ara çözüme de yer verilmiştir. Geçici madde 1 uyarınca  1/1/2023 tarihine kadar, TTK M. 376 kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilecektir.
Temel ilkeleri esasen tam da açık olmayan kavramlarının doğru uygulanması için daha keskin hatlarla ortaya konulması gereken 376 madde kapsamı ile ilgili yapılan bu açıklama da, bazı noktaları ile tartışmalı ve üniter olmayan sonuçlara sebep verecek bir düzenleme gibi görünüyor.
Yukarda kısaca önemli hatlarına değindiğimiz düzenleme ile ilgili olarak TÜRMOB tarafından hazırlanan makaleyi dikkatinize sunuyoruz.

Türk Ticaret Kanununun 376. Maddesinin Uygulanması

Ticaret Bakanlığı tarafından 15 Eylül 2018 tarih ve 30536 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan “6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 376’ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ” ile anonim ve limited şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 376’ncı maddesi kapsamında sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında uyulacak usul ve esasları düzenlemek amaçlanmıştır.
Tebliğ genel olarak incelendiğinde esasen TTK m.376 hükmünün genişletilmiş bir tekrarından ibaret olduğu, yegâne özgün hükmünün de geçici 1. maddesinde yer aldığı görülmektedir. Bu hükümde de TTK 376. madde kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararlarının dikkate alınmayabileceği düzenlenmiş bulunmaktadır.
Amaç, kapsam ve dayanak maddelerini takiben Tebliğin hükümleri sırasıyla incelendiğinde de şu düzenlemelere rastlanmaktadır:
Tebliğin 4. maddesi tanımlara ilişkindir. Bilindik tanımlar arasında (f) bendinde “serbest yedek akçe” tanımında şirket sözleşmesi gereği ayrılmış olan yedek akçelerin tamamen serbest yedek akçe dışında kalacağı şeklinde bir lafza yer verilmiş olması eleştiriye açıktır. Bu kapsamda esas sözleşme ile şirketin TTK m.521 hükmüne göre ayırabileceği isteğe bağlı (ihtiyari) yedek akçelerin (belli bir amaca da özgülenmediği takdirde) neden serbest yedek akçe sayılmayacağı anlaşılamamaktadır.
Tebliğin 5 ila 11. maddeleri TTK m. 376 hükmünün birinci ve ikinci fıkralarındaki sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının belli oranlarda kaybı halinde yapılacak işlemler ve alınacak tedbirlere ilişkin olup, eksik bir şekilde “sermaye kaybı” olarak başlıklandırılmıştır.
Tebliğin 12.maddesi borca batık olma durumunu, diğer bir ifade ile TTK m.376 üçüncü fıkra hükmünün bir kısmını düzenlemekte olup, üçüncü bölüm başlığı “sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının tamamının karşılıksız kalması” şeklinde seçilmiştir. Ancak bu başlığın her zaman doğrudan TTKm.376/3’te düzenlenmiş bulunan borca batıklık durumu ile özdeş olup olmayacağı da tartışmaya açıktır.
Tebliğin dördüncü bölümü de ortak ve son hükümler hakkındadır.
Söz konusu bölümlerdeki ilgili maddeler sırasıyla aşağıda ele alınmaktadır.
5. madde “genel kurulun toplantıya çağrılması” başlığını taşımakta olup, TTK m.376 birinci ve ikinci fıkra hükümleri, birleştirilerek bir düzenleme yapılmaya çalışılmıştır. Ancak iki fıkraya ilişkin farklılıklar Tebliğin takip eden maddelerinde düzenlenmeye gayret edilmiştir.
5. madde hükmü şu şekildedir:
“MADDE 5 – (1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde yönetim organı, genel kurulu hemen toplantıya çağırır. Genel kurulun gündem maddeleri arasında, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının karşılıksız kaldığı belirtilir.
(2) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı durumlarda farklı bir gündem ile toplantıya çağrılmış olsa dahi bu husus genel kurulda görüşülür.”
6. madde “sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kalması halinde genel kurul” başlığını taşımakta olup hüküm şu şekildedir.
“MADDE 6 – (1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kalması halinde yönetim organı, bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.
(2) Yönetim organı, son bilançoyu genel kurula sunarak şirketin finansal yönden bulunduğu durumu bütün açıklığıyla ve her ortağın anlayabileceği şekilde anlatır. Bu hususta genel kurula rapor da sunulabilir.
(3) Yönetim organı, şirketin mali durumundaki kötüleşmeyi ortadan kaldırmak veya en azından etkilerini hafifletmek amacıyla, uygun gördüğü sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı, bazı üretim birimlerinin veya bölümlerinin kapatılması ya da küçültülmesi, iştiraklerin satışı, pazarlama sisteminin değiştirilmesi gibi iyileştirici önlemleri alternatifli ve karşılaştırmalı olarak aynı genel kurula sunar ve açıklar.
(4) Genel kurul, sunulan iyileştirici önlemleri aynen kabul edebileceği gibi değiştirerek de kabul edebilir ya da sunulan önlemler dışında başka bir önlemin uygulanmasına karar verebilir.”
Maddede özellikle dikkat çeken husus üçüncü fıkrasında yer alan yönetim kurulunun sunacağı ve genel kurulun uygun göreceği iyileştirici önlem örnekleridir (sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı, bazı üretim birimlerinin veya bölümlerinin kapatılması ya da küçültülmesi, iştiraklerin satışı, pazarlama sisteminin değiştirilmesi gibi).
Tebliğin 7.maddesi “sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurul” başlığını taşımaktadır. Hüküm TTK m.376/2 hakkında alınacak tedbirlere ilişkindir:
“MADDE 7 – (1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde, toplantıya çağrılan genel kurul;
a) Sermayenin üçte biri ile yetinilmesine ve Kanunun 473 ilâ 475 inci maddelerine göre sermaye azaltımı yapılmasına,
b) Sermayenin tamamlanmasına,
c) Sermayenin artırılmasına karar verebilir.”
Takip eden maddelerde de bu tedbirler düzenlenmiştir.
İlk tedbir 8.maddede düzenlenmiş bulunan sermayenin azaltılması hakkındadır. Hüküm şu şekildedir:
“MADDE 8 – (1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisi zarar sebebiyle karşılıksız kalan şirketin genel kurulu, sermayenin üçte biriyle yetinmeye karar verdiği takdirde sermaye azaltımı Kanunu 473 ilâ 475 inci maddelerine göre yapılır.
(2) Bu madde kapsamında yapılacak sermaye azaltımında yönetim organı, alacaklıları çağırmaktan ve bunların haklarının ödenmesinden veya teminat altına alınmasından vazgeçebilir.”
Maddenin ikinci fıkrasında yönetim organının sermaye azaltımında alacaklıları çağırmaktan ve bunların haklarının ödenmesinden veya teminat altına alınmasından vazgeçebileceğine dair TTK’da olmayan bir hükme yer verilmiştir. Böyle bir hüküm getirilmesinde Bakanlığın TTK m.210 kapsamında yetkisinin olup olmadığı da tartışmaya açıktır.
Tebliğin 9. maddesi bir diğer tedbire ilişkin olarak, “sermayenin tamamlanması” hakkında olup hüküm şu şekildedir:
“MADDE 9 – (1) Sermayenin tamamlanması, bilânço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Kanuni yedek akçelerin yitirilen kısımlarının tamamlanmasına gerek yoktur. Sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortak zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlüdür. Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve verdiğini geri alamaz. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca yapılan ödemeler, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez. (2) Sermayenin tamamlanmasında, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından Kanunun 421’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, limited şirketler bakımından ise 603 ve devamı maddeleri uygulanır. Sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz.
(3) Bilanço zararlarının kapatılması için getirilen yükümlülükler uyarınca yapılan ödemeler özkaynaklar içerisinde sermaye tamamlama fonu hesabında toplanır ve takip edilir”
Maddeye göre sermayenin tamamlanması, bilanço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Maddeye göre kanuni yedek akçelerin yitirilen kısımlarının tamamlanmasına gerek yoktur. Esasen TTK m.519/1 hükmü kapsamında kanuni genel sınırın altına düşülse de, takip eden yıl bakımından yıllık kar var ise, kanuni yedek akçenin ayrılması yükümlülüğü söz konusu olacaktır. Madde doğru bir şekilde, “Sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortak zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlüdür. Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve verdiğini geri alamaz. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca yapılan ödemeler, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez.” hükmünü içermekle birlikte, ilk cümlesinde yer alan “ortakların tamamı veya bazı ortaklar” ifadesi hatalı değerlendirmelere yol açabilecek niteliktedir. Bir kere sermayenin tamamlanmasına TTK m. 376 hükmüne göre genel kurul karar vereceğine göre, genel kurul bu yönde karar verdiği takdirde her ortak için sermayeyi kendi payı oranında tamamlama yükümlülüğü ortaya çıkacaktır. Bu kapsamda, bazı ortakların bu yükümlülüğe katılabileceği diğer bir kısım katılmayabileceği anlamına gelebilecek bir ibare oldukça hatalıdır. Özellikle bu yükümlülüğe katılmayan, katılamayan, katılmak istemeyen ya da karşı çıkan ortak/ortaklar için sanki böyle bir yükümlülükten bahsetmenin mümkün olamayacağı anlamı ortaya çıkmaktadır. Oysa Tebliğ 9. maddedeki ikinci fıkrasının son cümlesinde, “Sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz” hükmüne yer vererek, aslında, her ortağın da bu tamamlamayı yapabilmesinin şirket için yararlı olabileceğini ifade etmek istemektedir. Ancak üçüncü fıkranın bu ifadesi, ikinci fıkra ile çelişki olarak algılanabilecektir. Bu durumda sermayeyi tamamlamak üzere kendisinde yükümlülük hisseden ortak ya da ortaklar payı oranında (hatta bu ifade karşısında, pay oranını da aşarak) tamamlamaya katılmış olduğu halde, ikinci fıkraya göre tamamlamaya katılmayan ortaklara karşı yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için, yükümlülüklerini yerine getirmiş ortak/ortaklar gibi, tabii olarak, en azından şirket bakımından bir talep hakkı bahşetmeli; aksi takdirde yükümlülüğe aykırı hareketten dolayı ortaya çıkan zararın tazmini gündeme gelebilmelidir.
Esasen böyle bir karar anonim ve paylı komandit şirketler bakımından, Tebliğin 9. maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği üzere, genel kurulda TTK m.421/2/a hükmüne göre ancak oybirliği ile alınabilecektir. Gerçi bu da tartışmaya açık bir husustur. Zira TTK m.421 hükmü anonim şirket esas sözleşme değişikliklerinde uygulanacak m.418 hükmüne göre ağırlaştırılmış nisapları içeren düzenlemedir. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, sermaye tamamlanması işleminde şirket esas sözleşmesinin değiştirilmesine gerek bulunmamasıdır. Zira genel kurul burada sadece eksilen kısmın tamamlanmasına karar verecektir. Dolayısıyla esas sözleşmede yazan sermaye rakamının değişikliği (bu manada da esas sözleşme değişikliği) söz konusu olmayacaktır (sermaye rakamında bir değişiklik olacak ise o takdirde sermayenin azaltılması ve/veya sermaye artırımı gündeme gelecektir). Ancak böyle bir durumun her bir ortağa yükümlülük ya da ikincil yükümlülük getireceği ortada olduğundan, esas sözleşme değişikliğini gerektirmese de genel kurulda sermayenin tamamlanması kararının TTK m.418 hükmüne göre değil, kıyasen TTK m.421/2/a hükmü kapsamında oybirliği ile alınması uygun olacaktır. Bu yönde Tebliğin bu hükmünün doğru olduğu ifade edilebilir. Ancak Tebliğ limited şirketler için TTK m.603 ve devamı hükümlerin, dolayısıyla ek ödeme yükümüne ilişkin hükümlerin uygulanacağını düzenlemektedir. Bu hüküm hatalıdır. Zira limited şirketlerde ek ödeme yükümü TTK m.603/1 hükmünün açık lafzı karşısında ancak şirket sözleşmesiyle öngörülebilir. TTK m.603/1/a hükmüne göre şirket esas sözleşmesi ile kanuni yedek akçeler toplamının şirketin zararını karşılayamaması (kural olarak borca batıklık) halinde ek ödeme yükümünün ortaklardan istenebilmesi için limited şirketin şirket sözleşmesinde bir düzenleme olması ve TTK m.603/3 hükmüne göre şirket sözleşmesinde ancak esas sermaye payını esas alan belirli bir tutar olarak öngörülebilmesi mümkündür. Uygulamada çoğu limited şirketin şirket sözleşmesinde ek ödeme yükümüne ilişkin bir hüküm bulunmayabileceği düşünüldüğünde o takdirde limited şirketlerde sermaye tamamlanması yoluna gidilemeyecek midir? Cevap tabii ki gidilebileceği yönündedir. Zira limited şirketlerde TTK m.376’nın muadili, TTK m.633 olup, bir atıf hükmü niteliği taşımaktadır. TTK m.633 şöyledir: “MADDE 633- (1) Esas sermayenin kaybı ya da borca batık olma hâllerinde anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Ek ödeme yükümlülüğü hakkındaki hükümler saklıdır.” Bu hükümden anlaşıldığı üzere herhangi bir limited şirketin şirket sözleşmesinde ek ödeme yükümlülüğüne dair TTK m.603 vd. hükümlerine uygun bir düzenleme yoksa, o takdirde kıyasen TTK m.376 hükümleri uygulanacaktır. Bu durumda yukarıda anonim şirketler için yapılan değerlendirme geçerli olacak ve limited şirket ortaklarının da kıyasen TTK m.421/2/a hükmüne göre, oybirliği ile sermayenin tamamlanması yönünde genel kurul kararı almaları, bu durumda ortaya çıkan yükümlülüğün tüm ortakları kapsaması gerekeceği; hiç kuşkusuz Tebliğde belirtildiği üzere bazı ortak veya ortaklarca da bu sermayenin tamamlanması yoluna gidilebileceği; tüm ortaklarca bu yükümlülüğün payları oranında yerine getirilmesi halinde Tebliğin ikinci fıkrasında belirtilmiş olan esasların (Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve verdiğini geri alamaz. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca yapılan ödemeler, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez.) geçerli olacağını kabul etmek yerinde olacaktır.
Tebliğin 10.maddesinde “sermaye artırılması” başlığı altında söz konusu tedbir öngörülmüştür. Hüküm şu şekildedir:
“MADDE 10 – (1) Genel kurul tarafından;
a) Sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması ile birlikte eş zamanlı olarak istenilen tutarda artırımına karar verilebilir. Sermayenin azaltılması işlemi ile birlikte eş zamanlı sermaye artırımında artırılan sermayenin en az dörtte birinin ödenmesi şarttır.
b) Sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması yoluna gidilmeden sermaye artırımına karar verilebilir. Bu şekilde yapılacak sermaye artırımında sermayenin en az yarısını karşılayacak tutarın tescilden önce ödenmesi zorunludur.”
Maddede iki ayrı sermaye artırımı yolu gösterilmektedir. İlki TTK m.473’ün birinci fıkrasında, “Bir anonim şirket sermayesini azaltarak, azaltılan kısmın yerine geçmek üzere bedelleri tamamen ödenecek yeni paylar çıkarmıyorsa, …” şeklindeki hükümden hareketle sermayenin, zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması ile birlikte eş zamanlı olarak istenilen tutarda (bedelleri tamamen ödenecek yeni paylar çıkarılarak) artırımına karar verilmesi halidir. Bu durumda sermayenin azaltılması işlemi ile birlikte eş zamanlı sermaye artırımında artırılan sermayenin en az dörtte birinin ödenmesinin şart olduğu hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci bendi ise sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması yoluna gidilmeden sermaye artırımına karar verilebileceği hakkındadır. Bu şekilde yapılacak sermaye artırımında, sermayenin en az yarısını karşılayacak tutarın tescilden önce ödenmesi zorunluluğu öngörülmüştür.
Maddenin her iki fıkrası arasında asgari sermaye borcu ödeme yükümlülüğü bakımından yaratılmış olan farkın TTK açısından kanuni dayanağını tam olarak tespit edebilmek mümkün olmasada, (b) bendinde düzenlenmiş olan sermaye artırımının, ortaya çıkmış zararı kapatacak düzeyde olmasının yanı sıra şirketin faaliyetine devamını sağlayacak niteliği haiz olmasının da gerekliliği göz önünde bulundurulmalıdır.
Tebliğin 11. maddesi genel kurulun gerekli tedbirlerden birini almaması hakkındaki TTK m.376/2 hükmüne ilişkindir. Kanun bu konuda, şirketin kendiliğinden sona ereceğini düzenlemektedir. Tebliğ hükmü ise şöyledir:
“MADDE 11 – (1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurulun, 7’nci maddede belirtilen tedbirlerden birine karar vermemesi halinde şirket kendiliğinden sona erer. Bu şekilde sona eren şirketin tasfiye işlemleri, Kanunun 536’ncı ve devamı maddelerine göre yürütülür.”
Böyle bir durumda her bir ortak kendiliğinden sona ermenin (infisahın) tespiti davası açabilecektir. Hatta şirket alacaklıları ve menfaati olan herkesin bu davayı açabileceği öğretide kabul edilmektedir. TTK m.376/2 hükmü hakkındaki, Tebliğin söz konusu 11.maddesinden hareketle yönetim organının ilgili şirkette, genel kurulun söz konusu tedbirlere ilişkin bir karar almamış olması halinde, şirketin organı olduğu için kendine böyle bir görevin Kanun ve dolayısıyla Tebliğ gereğince verilmiş olduğunu kabul ederek, tasfiye işlemlerini başlatabilmesi düşünülebilecektir. Ancak ilgili şirkette yönetim organı, organ olarak bu yönde bir karar alıp harekete geçemediği ya da geçmediği takdirde, her bir üyenin, şahsi sorumluluğunun muhtemelen doğabileceği gerekçesiyle şirketin infisahının tespitini dava edebilmesi söz konusu olabilecektir.
Tebliğin üçüncü bölümünde yer alan 12. madde TTK m.376/3 hükmünün bir kısmını, borca batık olma durumunu düzenlemektedir (Tebliğde TTK m.376/3’te yer alan, iflası önleyici alacaklı sırasının değiştirilebilmesine dair tedbir düzenlemesi hakkında bir hüküm yer almamaktadır). Hüküm şu şekildedir:
“MADDE 12 – (1) Borca batık olma durumu, şirketin aktiflerinin borçlarını karşılayamaması halidir.
(2) Borca batık durumda olmanın işaretleri, yıllık ve ara dönem finansal tablolardan, denetime tabi şirketlerde denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim organının belirlemelerinden ortaya çıkabilir.
(3) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim organı, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır.
(4) Yönetim organı, hem işletmenin devamlılığı esasına hem de aktiflerin muhtemel satış değerlerine göre çıkarılan ara bilânço üzerinden aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğine karar vermesi ve 7’nci maddede belirtilen tedbirleri almaması halinde şirketin iflası için mahkemeye başvurur.”
Madde esas itibariyle TTK m.376/3’teki esasların tekrarından ibarettir. Yapılan yegane ekleme, Tebliğin 7. maddesinde düzenlenmiş bulunan (kural olarak TTK m.376/2 için öngörülmüş bulunan) tedbirlerin bu ihtimal açısından da alınabilecek olmasıdır. Bu durumda alınacak tedbirlerin borca batıklığı giderecek düzeyde olması gerekliliği ortadadır.
Tebliğin son bölümünde şirketin sermaye kaybı ve borca batıklığının tespitinde esas alınacak finansal tablolar (m.13) ve sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında birleşmeye katılma imkanı düzenlenmiş; bir de geçici maddeye yer verilmiştir.
Esas alınacak finansal tablolar hakkındaki 13. madde şu şekildedir:
“MADDE 13 – (1) Şirketlerin sermaye kaybı veya borca batık olma durumları, Kanunun 88 inci maddesine göre hazırlanacak finansal tablolar esas alınarak belirlenir. Finansal tabloların düzenlenmesinde ihtiyari olarak Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulanmasının tercih edilmesi halinde, bahsi geçen durum bu şekilde hazırlanan finansal tablolar üzerinden değerlendirilir.”
Değerlendirmenin Vergi Usul Kanununa (VUK) ya da Türkiye Muhasebe Standartlarına göre hazırlanmış finansal tablolar ele alınarak yapılacağı anlaşılmaktadır. Şirket hangi standart uygulamasına tabi ise ona göre hazırlanmış finansal tablolar kullanılacaktır.
Sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında birleşmeye katılmaya ilişkin m.14 hükmü de şu şekildedir:
“MADDE 14 – (1) Sermaye kaybı veya borca batık durumda olan bir şirket, kaybolan sermayeyi karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bulunan bir şirket ile birleşebilir.
(2) Birleşmeye taraf olan bir şirketin, sermayesiyle kanuni yedek akçeleri kaybolmuş veya borca batık durumda olması halinde; birleşmeye taraf olan diğer şirketin kaybolan sermayeyi veya borca batıklık durumunu karşılayacak miktarda serbestçe tasarruf edebileceği özvarlığa sahip bulunduğu ve buna ilişkin tutarların, hesap şekli de gösterilerek doğrulandığı veya belirtilen durumların mevcut olmadığının doğrulandığı yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ile ortaya konulur. Devrolunan şirketlerin denetime tabi olması halinde bu rapor, denetime tabi şirketin denetçisi tarafından da hazırlanabilir.”
Madde TTK m .139 hükmüne uygun bir düzenlemedir.
Tebliğin en ilgi çekici hükmü Geçici 1.maddesidir. Hüküm şu şekildedir:
“GEÇİCİ MADDE 1 – (1) 1/1/2023 tarihine kadar, Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilir.” Maddede geçen kur farkı zararlarının sermayeyi azaltıcı rolü dikkate alındığında, VUK’a ya da TMS’ye göre hazırlanacak finansal tablolar bakımından kur farkından doğan zararların dikkate alınmayabileceği düzenlenerek, kur farkı zararları söz konusu olduğunda, bu yolla sermayenin kaybı ve borca batıklık ihtimallerinin önüne geçilmek istendiği anlaşılmaktadır. Ancak geçici madde bir zorunluluk getirmemekte olup takdir yetkisini şirketlere bırakmaktadır. Bu uygulamanın TTK’ya ve finansal tabloların hazırlanması bakımından muhasebe standartlarında özellikle kur farklarına ilişkin uygulamalara prensip olarak aykırı olacağı açıktır. Zira bu uygulamada finansal tablolar gerçeği yansıtmayacaktır. Bu durumun TTK m.515’te düzenlenmiş olan “dürüst resim ilkesi”ne de açık bir aykırılık oluşturacağını da ayrıca söylemeye bile gerek bulunmamaktadır. Tebliğ hükmüne göre, söz konusu aykırı uygulama ile sistem dışına çıkılması, uzatılmadığı takdirde ancak 1/1/2023 tarihine kadar söz konusu olabilecektir.

28 Aralık 2018 Cuma

İMAR AFFI İÇİN ÖDENEN BEDEL İLE İLGİLİ ÖZELGE VE GÖRÜŞÜMÜZ


Ülkenin önemli bir sorununu çözmeye yönelik yasal düzenlemelernden biri imar barışı olmuştu. Bu vesileyle birçok sorunlu bina için iskan alma olanağı sağlanmış, böylece kanayan bir yara için çözüm (yasal şartlar var tabi) bulunmuştu. Doğal olarak düzenleme çerçevesinde “iskan şartlarının gerçekleşmesi için” belirgin parametrelerle bir bedel ödeneceği tabiydi. Bunlar için de çeşitli kademelereve baremler oluştu. Yapının fiili hali ile ilgili bedel ödenerek ki yasa metninde “Kayıt Bedeli” olarak geçiyor tescil yapılıyor. Daha sonra Çevre bakanlığı yaptığı düzenlemelerde bu bedelden “Kayıt Belgesi Bedeli” olarak bahsetti. Dayanakları ise İmar yasası ve Belediye Gelirleri yasasıydı.
Konu ile ilgili görüşümüz ödenen bedelin bir “iskan harcı” olduğu ( basitçe binadaki fazla bölümler için ödenen bedel iskan harcının ikmali olabilir ) bu nedenle de TDHP ve Vergi Yasaları çerçevesinde bir “Gider” olduğu doğrultusundaydı. Yine Gider olabileceği gibi Bina maliyetine eklenerek amortisman ayrılabileceğine dair görüşler de var ki bu bir tercih meselesidir ve itirazımız da yok.
Ancak Mali idarenin aşağıda paylaştığımız konu ile ilgili Özelgesi hiç böyle düşünmüyor. Özellikle renklendirdiğimiz bölüme katılmamız mümkün değil.
“40. Madde;
6. (2772 sayılı Kanunun 5'inci maddesiyle değişen bent) İşletme ile ilgili olmak şartıyla; bina, arazi, gider, istihlak, damga, belediye vergileri, harçlar ve kaydiyeler gibi ayni vergi, resim ve harçlar;”
GVK Yasa tarihi 31/12/1960 – 2772 sayılı Yasa Tarihi ise 31/12/1982”
Yasanın ilgili bendi ile yayın tarihleri belli. Yasa koyucunun yayın tarihinde gelecekle ilgili bir atıfta bulunmasını beklemek hayalcilik olur, ancak “kaydiyeler” terimini yasa metnine koyduğunu da görmek gerekir, “Kaydiye = Kayıt İçin Alınan Para”. Nerden bilinecek ki seneler sonra çıkacak bir af yasasında alınacak harç için “Kayıt Bedeli” deneceğini. Ancak kanun maddesinin açıkça tarif ettiği “Kayıt Bedelinin”  bu kapsamda olmadığını açıklamak yasa maddesiyle açıkça çelişmiş.
7143 sayılı yasanın lafzı da amacı da iskan meselesini çözmek olduğuna göre “Özün Önceliği” kuralına göre bunun ilgili maddedede geçen terimlerden olmadığından bahisle (harç olduğu bir gerçek) gider yazılamayacağını söylemek hiç uygun olmamış.
Mali İdarenin konu ile ilgili daha uygun bir yorum getirmesi beklentisiyle, içeriğine katılmadığımız özelgeyi bilginize sunuyoruz.






T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
……..Vergi Dairesi Başkanlığı
(Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü)


 .… 2018
Sayı
:

    
Konu
:
7143 sayılı Kanun'un 16'ncı maddesi kapsamında yapılan imar barışına istinaden ödenen kayıt bedelinin, taşınmazın maliyetine eklenip eklenemeyeceği ya da gider yazılıp yazılmayacağı hk.

                                                    ……………. ……... ŞİRKETİ                                 
…………………….
İlgi
:
………….. tarihli ve ……………. sayılı özelge talep formu.
İlgide kayıtlı özelge talep formunda, …… Vergi Dairesi Müdürlüğünün …………… vergi kimlik numarasında kayıtlı mükellefi olduğunuz, Şirketinize ait Kayseri'de bulunan taşınmaz için imar barışından yararlanılacağı, imar barışı kapsamında yapılacak %5 ödemenin gider yazılıp yazılmayacağı ya da taşınmazın maliyetine eklenip eklenmeyeceği hususlarında bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safî kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmış olup safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinde sayılan giderlerin indirilebilmesi mümkündür.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "İndirilecek Giderler" başlıklı 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının; (6) numaralı bendinde işletme ile ilgili olmak şartıyla, bina, arazi, gider, istihlak, damga, belediye vergileri, harçlar ve kaydiyeler gibi ayni vergi, resim ve harçlar,  (7) numaralı bendinde ise Vergi Usul Kanununa göre hesaplanan amortismanlar, ticari kazancın safi tutarının tespitinde indirilebilecek giderler arasında sayılmıştır.
Buna göre, şirketiniz aktifine kayıtlı taşınmaz için, 7143 sayılı Kanunun 16 ncı maddesine göre yararlanacağınız imar barışına istinaden ödenecek "Kayıt Bedeli" Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendi kapsamına girmediğinden dolayı söz konusu ödemenin kurum kazancının tespitinde doğrudan gider olarak indirilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun;
- 262 nci maddesinde, "Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade eder.",
- 269 uncu maddesinde, "İktisadi işletmelere dahil bilumum gayrimenkuller maliyet bedelleri ile değerlenir.
Bu kanuna göre, aşağıdaki yazılı kıymetler gayrimenkuller gibi değerlenir:
1.Gayrimenkullerin mütemmim cüzüleri ve teferruatı;
2. Tesisat ve makinalar;
3. Gemiler ve diğer taşıtlar;
4. Gayrimaddi haklar.",
- 270 inci maddesinde, "Gayrimenkullerde, maliyet bedeline, satınalma bedelinden başka, aşağıda yazılı giderler girer:
1. Makina ve tesisatta gümrük vergileri, nakliye ve montaj giderleri;
2. Mevcut bir binanın satın alınarak yıkılmasından ve arsasının tesviyesinden mütevellit giderler.
Noter, mahkeme, kıymet takdiri, komisyon ve tellaliye giderleri ile Emlak Alım ve Özel Tüketim Vergilerini maliyet bedelini ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte mükellefler serbesttirler.",
- 272 nci maddesinde, "Normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderler, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet bedeline eklenir.
..."
hükümlerine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen Kanun hükümleri çerçevesinde; şirketiniz adına kayıtlı taşınmaz için 7143 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca yararlanacağınız imar barışına istinaden ödenecek olan kayıt bedelinin, taşınmazın iktisadi kıymetini artıran giderler kapsamında değerlendirilmesi ve söz konusu taşınmazın maliyet bedeline eklenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, taşınmazın amortisman süresinin tamamlanmamış olması halinde, maliyet bedeline dahil edilecek söz konusu tutarın taşınmazın kalan amortisman süresine göre itfa edilmesi; taşınmazın amortisman süresinin tamamlanmış olması halinde ise, maliyet bedeline eklenen söz konusu tutarın taşınmaza ilişkin faydalı ömür ve amortisman oranı dahilinde aktife alındığı tarihten itibaren itfa edilmesi icap etmektedir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.

27 Aralık 2018 Perşembe

2019 Asgari Ücret Tespit Komisyonu Kararı



2019 Yılı Asgari ücret tutarı kısa süreli bir çalışma sonucu komisyon tarafından açıklandı. Tüm tarafların alt üst sınır ve çeşitli parametrelerle ortaya koydukları savlar ışığında karar oybirliğiyle alındı. Hayırlı olması dileğiyle kararı aşağıda paylaşıyoruz.
Bu durumda;
85,28 * 30 = 2.558,40 Brüt olarak uygulanacaktır.



2019 Asgari Ücret Kararı
27 Aralık 2018 Tarihli Resmi Gazete
Sayı: 30638
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından:
Karar Tarihi: 25/12/2018
Karar No: 2018/1
22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 39 uncu maddesi ile Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 522 nci maddesi gereğince, iş sözleşmesi ile çalışan ve bu Kanunun kapsamında olan veya olmayan her türlü işçinin asgari ücretini tespit etmekle görevli Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 6/12/2018 tarihinde başladığı çalışmalarını 25/12/2018 tarihine kadar sürdürmüş ve yaptığı dört toplantı sonucunda;
1) Milli seviyede tek asgari ücret tespitine, oybirliğiyle,
2) İşçinin bir günlük normal çalışma karşılığı asgari ücretinin; 1/1/2019-31/12/2019 tarihleri arasında (85,28) seksen beş lira yirmi sekiz kuruş olarak tespitine oybirliğiyle,
3) İş bu Kararın, 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesine dayanılarak hazırlanan Asgari Ücret Yönetmeliği’nin 11 inci maddesi gereğince Resmî Gazete’de yayımlanmasına oy birliğiyle,
karar verilmiştir.

4 Eylül 2018 Salı

TÜRK PARASI KIYMETİNİ KORUMA HAKKINDA 32 SAYILI KARARA İLİŞKİN TEBLİĞ



Dövizdeki son durum bazı ciddi tedbirler almayı zorunlu kıldı tabi. Ülkeden çıkan ciddi döviz miktarının yerine ikame gerçekleştirilmezse kurlarda düşme olmasını beklemek doğru değil. Emisyonun da enflasyonu körükleyeceği tabidir. Ciddi anlamda döviz girişini sağlamak üzere alınan tedbirlerden biri de 32 sayılı kararnamede  yapılan değişiklik. Geçici süreyle ihracat bedellerinin yurda getirilmesi ve % 80 oranında bankalara bozdurulması zorunlu hale getirildi. Üstelik kaptma zorunluluğu da. Bu süre ve kuralla ilgili 2008 öncesinde sabit kur uygulaması vardı, en önemli fark da burada dövizin (mücbir şartlar dışında) mutlak bozdurulması isteniyor. Önem arzeden bazı başlıklar renklendirilmiş olmasına rağmen tebliğin her satırı ciddi önem arzediyor, tamamını aşağıya aldığımız tebliği, ihracat ile bağlantısı olan herkesin her satırını dikkatle okuması gerekir.


TÜRK PARASI KIYMETİNİ KORUMA HAKKINDA 32 SAYILI KARARA İLİŞKİN TEBLİĞ
(İhracat Bedelleri Hakkında) (No: 2018-32/48)
04 Eylül 2018 Tarihli Resmi Gazete          Sayı: 30525

Hazine ve Maliye Bakanlığından:
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, ihracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Dayanak
MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 11/8/1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 8 inci maddesine istinaden hazırlanmıştır.
İhracat bedellerinin yurda getirilmesi
MADDE 3 – (1) Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin bedeller, ithalatçının ödemesini müteakip doğrudan ve gecikmeksizin ihracata aracılık eden bankaya transfer edilir veya getirilir. Bedellerin yurda getirilme süresi fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemez. Söz konusu bedellerin en az %80’inin bir bankaya satılması zorunludur.
(2) İhracat işlemlerine ilişkin bedeller aşağıdaki ödeme şekillerinden birine göre yurda getirilebilir.
a)       Akreditifli Ödeme,
b)      Vesaik Mukabili Ödeme,
c)       Mal Mukabili Ödeme,
d)      Kabul Kredili Akreditifli Ödeme,
e)      Kabul Kredili Vesaik Mukabili Ödeme,
f)        Kabul Kredili Mal Mukabili Ödeme,
g)       Peşin Ödeme.
(3) İhracat bedellerinin beyan edilen Türk parası veya döviz üzerinden yurda getirilmesi esas olup, Türk parası üzerinden yapılan ihracat karşılığında döviz getirilmesi mümkündür.
(4) İhracat bedelinin yolcu beraberinde efektif olarak yurda getirilmesi halinde gümrük idarelerine beyan edilmesi zorunludur.
Peşin döviz
MADDE 4 – (1) Peşin döviz karşılığında ihracatın 24 ay içinde gerçekleştirilmesi zorunludur. Dâhilde İşleme İzin Belgesi ve Vergi, Resim ve Harç İstisna Belgesi kapsamında ihracat, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetlerle ilgili olarak sağlanan peşin dövizlerin kullanım süresi belge süresi (ek süreler dahil) kadardır.
(2) Tamamı tek seferde iade edilmeyen veya süresi içinde ihracatı gerçekleştirilemeyen peşin dövizler prefinansman hükümlerine tabi olur. Prefinansman hükümlerine tabi hale gelen peşin dövizlerin, ihracat taahhüt sürelerinin ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde uzatılması halinde, alıcının muvafakat etmesi kaydıyla kullanım süreleri de verilen ek süre kadar uzatılmış sayılır.
Özelliği olan ihracat
MADDE 5 – (1) Yurt dışına müteahhit firmalarca yapılacak ihracatın bedelinin 365 gün içinde yurda getirilerek bir bankaya satılması zorunludur.
(2) Konsinye yoluyla yapılacak ihracatta bedellerin kesin satışı müteakip; uluslararası fuar, sergi ve haftalara bedelli olarak satılmak üzere gönderilen malların bedellerinin ise gönderildikleri fuar, sergi veya haftanın bitimini müteakip 180 gün içinde yurda getirilerek bir bankaya satılması zorunludur.
(3) İlgili mevzuat hükümlerine göre yurt dışına geçici ihracı yapılan malların verilen süre veya ek süre içinde yurda getirilmemesi veya bu süreler içerisinde satılması halinde satış bedelinin süre bitiminden veya kesin satış tarihinden itibaren 90 gün içinde yurda getirilerek bir bankaya satılması zorunludur.
(4) Yürürlükteki İhracat Rejimi ve Finansal Kiralama (leasing) Mevzuatı çerçevesinde kredili veya kiralama yoluyla yapılan ihracatta, ihracat bedelinin kredili satış veya kiralama sözleşmesinde belirlenen vade tarihlerini izleyen 90 gün içinde yurda getirilerek bankalara satılması zorunludur.
İhracat işlemlerinde sorumluluk
MADDE 6 – (1) İhraç edilen malların bedelinin süresinde yurda getirilerek, bankalara satılmasından ve ihracat hesabının süresinde kapatılmasından ihracatçılar sorumludur.
(2) Alacak hakkının satın alınması suretiyle ticari riskin bankalar veya faktoring şirketlerince üstlenilmesi durumunda, ihracat bedelinin yurda getirilmesi ile ilgili sorumluları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.
(3) İhracata aracılık eden bankalar ihracat bedellerinin yurda getirilmesini ve satışının yapılmasını izlemekle yükümlüdür.
İhracat bedelinden indirimler
MADDE 7 – (1) İhracatla ilgili navlun, sigorta primi, komisyon, ardiye, depolama, antrepo, gümrük resmi, harç ve faktoring masrafları ile uluslararası para piyasalarında geçerli faiz oranlarını geçmemek üzere iskonto giderleri gibi masraflar için yapılacak indirimler ile konsinyasyon yoluyla ihraç edilen mallarla ilgili nakil, muhafaza, bakım ve fümügasyon, rafa (maniplasyon), satış ve benzeri masrafların ihracat bedelinden mahsubu veya görünmeyen işlemlere ilişkin hükümler çerçevesinde döviz transferi talepleri bankalarca incelenip sonuçlandırılır.
(2) Ticari teamüllerin gereği olarak satış akdinde veya akreditiflerde ayrıca varış yerinde tartı ve analiz yapılması şartı bulunuyorsa, tartı ve analiz sonucunda tespit edilen vezin noksanlığı veya kalite farkı ile ekspertiz ve tahkim ücretleri ve rafa (maniplasyon) masraflarının (hariçteki gözetme şirketleri ücretleri dahil) mal bedelinden mahsubu veya görünmeyen işlemlere ilişkin hükümler çerçevesinde döviz transferi talepleri bankalarca incelenip sonuçlandırılır.
(3) Bedel getirme süreleri içinde yurda getirilen ihracat bedelleri; ihracatçının ithalat bedelleri, sermaye hareketlerine ilişkin ödemeleri, görünmeyen işlemlere ilişkin giderleri ve transit ticaretinin alış bedeli ile söz konusu süreler içinde bankalarca mahsup edilebilir.
(4) Dış ticaret mevzuatı hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilen mal ihraç ve ithalinde, tarafların aynı kişiler olması ve ihraç bedellerinin yurda getirilme süresi içinde kalınması kaydıyla, mal ihraç ve ithal bedellerinin bankalarca mahsubu mümkündür.
(5) Üçüncü ve dördüncü fıkrada belirtilen haller dışında kalan talepler Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılır. İhracat bedellerinden mahsuba izin verilen hallerde, ihracat bedelleri süresi içinde yurda getirilmiş sayılır. Mahsuba tabi tutulan kısım için mahsup tarihinde geçerli döviz alış kuru üzerinden döviz alım ve satım belgeleri düzenlenir.
Hesap kapatma, ihbar ve ek süre
MADDE 8 – (1) Ticari amaçla mal ihracında, bedelleri yurda getirilme süresi içinde gelen ihracat ile ilgili hesaplar aracı bankalarca kapatılır.
(2) Süresi içinde kapatılmayan ihracat hesapları aracı bankalarca 5 iş günü içinde muamelenin safhalarını belirtecek şekilde yazılı olarak ilgili Vergi Dairesi Başkanlığına veya Vergi Dairesi Müdürlüğüne ihbar edilir.
(3) İlgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce, ihbarı müteakip 10 iş günü içinde ilgililere hesapların kapatılmasını teminen 90 gün süreli ihtarname gönderilir. Bu süre içinde hesapların kapatılması veya 9 uncu maddede belirtilen mücbir sebep hallerinin ya da haklı durumun belgelenmesi gereklidir.
(4) Mücbir sebeplerin varlığı halinde, mücbir sebebin devamı müddetince altışar aylık dönemler itibarıyla ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce ek süre verilir.
(5) Mücbir sebep halleri dışında kalan haklı durumların varlığı halinde, hesapların kapatılmasına ilişkin altı aya kadar olan ek süre talepleri, firmaların haklı durumu belirten yazılı beyanına istinaden üçer aylık devreler halinde ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce, altı aylık süreden sonraki ek süre talepleri Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılır.
Mücbir sebep halleri
MADDE 9 – (1) Mücbir sebep kabul edilebilecek haller;
a) İthalatçı veya ihracatçı firmanın infisahı, iflası, konkordato ilan etmesi veya faaliyetlerini daimi olarak tatil etmesi, firma hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilmesi, şahıs firmalarında firma sahibinin ölümü,
b) Grev, lokavt ve avarya hali,
c) İhracatçı veya ithalatçı memleket resmi makamlarının karar ve işlemleri ya da muhabir bankaların muameleleri dolayısıyla hesapların kapatılmasının imkânsız hale gelmesi,
ç) Tabii afet, harp ve abluka hali,
d) Malların kaybı, hasara uğraması veya imha edilmesi,
e) İhtilaf nedeniyle dava açılması veya tahkime başvurulması,
Mücbir sebep hallerinin tevsiki;
(a) ve (e) halinin yetkili mercilerden, (b) ve (ç) halinin, ithalatçının bulunduğu memleketin resmi makamlarından veya mahalli odaca tasdik edilmiş olmak kaydıyla alıcı veya ithalatçı firmadan (harp ve abluka hali hariç), (c) halinin resmi makamlarımızdan, ithalatçının bulunduğu memleketin resmi makamlarından veya muhabir bankalardan, (d) halinin ise sigorta şirketlerinden, uluslararası gözetim şirketlerinden veya ilgili ülke resmi makamlarından alınmış belgelerle tevsik edilmesi şarttır.
(2) Mücbir sebep halleri ile ilgili olarak yurtdışından temin edilecek belgelerin dış temsilciliklerimizce veya Lahey Devletler Özel Hukuku Konferansı çerçevesinde hazırlanan Yabancı Resmi Belgelerin Tasdik Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi hükümlerine göre onaylanmış olması gerekir.
Terkin
MADDE 10 – (1) Her bir gümrük beyannamesi itibarıyla;
a) 100.000 ABD doları veya eşitini aşmamak üzere, mücbir sebeplerin varlığı dikkate alınmaksızın beyanname veya formda yer alan bedelin %10’una kadar noksanlığı olan (sigorta bedellerinden kaynaklanan noksanlıklar dahil) ihracat hesapları doğrudan bankalarca ödeme şekline bakılmaksızın,
b) 200.000 ABD doları veya eşitini aşmamak üzere, bu Tebliğin 9 uncu maddesinde belirtilen mücbir sebep halleri göz önünde bulundurulmak suretiyle beyanname veya formda yer alan bedelin % 10’una kadar açık hesaplar ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce,
terkin edilmek suretiyle kapatılır.
(2) Her bir gümrük beyannamesi itibarıyla, 200.000 ABD doları veya eşitini aşan noksanlığı olan açık hesaplara ilişkin terkin talepleri bu Tebliğin 9 uncu maddesinde belirtilen mücbir sebepler ile haklı durumlar göz önünde bulundurulmak suretiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılır.
Yetki
MADDE 11 – (1) Bakanlık bu Tebliğin tatbikatını temin etmek amacıyla gerekli göreceği her türlü tedbiri almaya, haklı durumları değerlendirip sonuçlandırmaya, tereddütlü hususları gidermeye, Tebliğde öngörülen haller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya, döviz getirme sürelerini uzatmaya, döviz getirme zorunluluğunu kısmen veya tamamen kaldırmaya, bu Tebliğde öngörülen miktarlar ile süreleri belirlemeye ve değiştirmeye yetkilidir.
Usul ve müşterek hükümler
MADDE 12 – (1) Bu Tebliğin uygulanmasına yönelik Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslar Merkez Bankasınca ilan edilir.
(2) Türkiye’de yerleşik kişilerce bu Tebliğin yürürlükte bulunduğu süre içinde fiili ihracı gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin bedel getirme süresinin bu Tebliğin yürürlükten kalktığı tarihten sonra sona ermesi halinde bu Tebliğ hükümleri uygulanmaya devam edilir.
Yürürlük
MADDE 13 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
(2) Bu Tebliğ hükümleri yürürlük tarihinden itibaren 6 ay süresince geçerlidir.
Yürütme
MADDE 14 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.